February 2012
1 post
Ankara'ya İntihar Mektupları
Hiç kimsenin gülmediği bir şaka vardı etrafta, kalbimin on iki perdesinden içeriyi donduran. İntiharı beklemenin, ölümün gölgesinde uyuya kalmak gibi bir tavrı vardı.
Mektuptan…
December 2011
2 posts
Okul Kapısında Mutsuzluk Üzerine Siper.
Sabah koşar adım geldi, burnu soğuktan kızarmış. Kalın kalın giyinmiş ama bu üşümesini engelleyememiş. Gözleri yerde. Ara ara kar yağdığından daha dikkatli basıyor yerlere. Aramızda vardı elli metre, kaldı on beş metre. Bana biraz düşünme payı bırak. Titrek dudakları yine titrek. Yüz yüzeyken yanaklarına vurgunum. Uyku mahmurluğundan kurtulamamış gözleri. Büyük ihtimal dün gece ağlamış. Sebebini...
November 2011
1 post
Hepinizi Her Zaman Sevmiyorum Biliyorsunuz.... →
Aklıselim bir insan gibi yaşamak için çok çalışmak gerekiyor. Sonra akıl yoruluyor, selim şinanay oluyor. Başkalarına katlanamadığı için şikayet edenlerden değilim aslında, umursamayacak ölçüde “cool” bir adam da sayılmam. İdare ediyorum. Ama arasıra üstüne alınmak isteyenlere sözler edesim var. Alınsınlar, yerinsinler, kırılsınlar, buz kessinler, kızışsınlar, buz soksunlar.
Kimden başlamalı?...
October 2011
1 post
Kabullenebilirsin hepsini. Farkında olmadığı bir zaman babanın çalışma masasından defterini çalabilirsin. İçinde yazan telefon numaralarını arayıp onlara neden korktuğunu anlatabilirsin; babandan neden korktuğunu anlatabilirsin babanın arkadaşlarına. İdrak edebildikleri kadar konuşabilir ve onlara bir söz verdirtebilirsin; ”Babama lütfen söylemeyin.”
Ve evlat, bir körfez savaşı...
September 2011
1 post
Birimiz Birimiz İçinden- 1
Dur dur. Daha benimsenecek bir şey yok aramızda. İlk görüşte aşka inananlardan mıyız, yoksa son görüşmeyi bir türlü yapamayanlardan mı? Sinirimiz bozuluyor tabi bu kadar sessiz kalınca. Defter aralarında kurutulmuş gülleri bile duyuyoruz. Lisede, kızların defterleri arasında heba olmuş onca gül. Oysa ben hiç okula gülle giren bir erkek görmedim. Tüm okulu göze almaktı sanırım bu. Lisede ki...
August 2011
2 posts
Hatıralar sarılmışken insana, onunla yatıp onunla uyanıyorsun. Bilmediğin bir ülkenin, bilmediğin bir hastanesinde uyanmak gibi. Sen noldu diye sorsan anlatmaya çalışırlar, onlar sorsa anlatamazsın. Sen hep razı olmaya mahkumsun oğlum. Sokakta ki kör kedilere sor razı olmayı. Bildikleri tek sokak var, o da karanlık. Zerre kadar karanlık. Daha dikkatli bakınca bir şeylere genelden kopmanı sağlar. O...
July 2011
2 posts
Çocukken bir ara, babamdan uzak durmamız gerektiğini söyledi annem. O veda anında ablamın babama söylediğine göre ”Herşey bitiyor.” Benim söylediğime göre ”Herkes kırılıyor gibi.”
O zaman anlaşılmıştık, ne hazin çocuklardık biz. Babamın bakışını hatırlıyorum ablama, annemin bakışını hatırlıyorum bana. Babam hep ablamı daha çok sevdi, annemse hep beni daha çok. Bunu...
İnsanın aklından çıkmayan bazı şeyler vardır. Nihal’i kaybettiğim gün düşmüştüm. Beklenmedik bir anda gidenler geçmişi hatırlatmayı kolaylaştırır. Sarılmaya fırsat vermeden gittikleri içinde geçmişi bırakırlar. Keşke daha çok sarılsaydık.
Nihal’i kaybettiğim gün, dedemlerde akşam yemeği yiyecektik. Nihal benim yakın akrabam. Bütün aile birlikteyken, hep beraber yemeğe başlamak büyük...
June 2011
4 posts
” Çetin, bu yeni nesil bizden daha iyi besleniyor, vitamini bol gıdalar alıyor, kundağa sarılmıyor, başları arkadan basık olmasın diye yan yatırılıyor, her gün banyo yapıyor değil mi? Olanakları daha iyi, çağımız iletişim çağı, dünya ellerinin altında, değil mi? Çetin sen de bir şey söylesene, Çetin bizi eziyor bu çocuk, mükemmelliğinden birkaç damla da bizim tasımıza koysun diye ağzımız...
Bir kez aşık olduktan sonra yedi kez daha aşık olabilirmişsin, ölesiye kadar. Bana sekiz aşklı bir ölümden söz etselerdi dinlerdim. Oysa Hz. İsa gibi bir sevgilim olsa sekiz aşka bedel ederdim.
Bilmiyorum, bu laiklikte aşık olmak abdesti bozabilir. Ama devamlı olmayan bir şeye kendi ceketimi giydirmek de Allah hakkında bir fikir verdirir. Sadece ölesiye kadar.
Üstelik biliyorum, dedem öldükten...
May 2011
3 posts
Özlediğimi bir türlü açıklayamadığım.
Fırsat olmadığından değil, bi türlü konuşmaya başlayamadığım için.
Bizim evde kitap okunmazdı pek. Kitap tavsiyesi alamadım hiç küçükken, o yüzden bilmeden okudum kitapları. Herşeyi bilmemem gerekiyormuş gibi. Nasıl olduğumu, sevip sevmediğimi, anlayıp anlamadığımı, sigarayı içime çekip çekmediğimi bilmemem gerekiyormuş gibi. Oysa bi arkadaşım en çok seks ya da dram sahnesinden sonra yakarmış...
Bir gün, hiç unutmuyorum, ceketimi almadan çıkmışım yürüyüşe. Ağır ağır yürüyorum, adımları en doğru şekilde atarak. O da yanımda. Konuşacağı şey belli, söyleyecekleri belli. Ne derse desin sesimi çıkarmadan yürüyeceğim, konuşacak gibi olursam bi deparla evdeyim zaten diyorum içimden.Baya konuştu, anlattı bir şeyler. ”En samimi halimiz, masada karşılıklı oturup sessiz geçirdiğimiz vakitler,...
En sevmediğim şeylerden birisiydi küçükken eve geldiğimde birisinin asık suratı. O yüzden evde ağlamaktan da nefret ettim. Zaman zaman eve üzüntüyü getiren tek sebebin de babam olduğunu düşünürdüm zaten. Ama boyum kısa, cüssem bir vurumluk bile değil, tam bağırmanın en heycanlı noktasında boktan bir bataklık oluşurdu boğazımda. Bağır bağırabiliyorsan. Sesim çıkmazdı, sinirden ne yapacağımı bilecek...
April 2011
1 post
” Zeki Müren’in Zeki Müren rolünde olduğu filmlerde canlandırdığı karakterlerin gerçek Zeki Müren’le ilgisi ne kadarsa, burda yazılan kişi ve olayların gerçekle ilgisi o kadardır. ”
March 2011
5 posts
”Sen lacivert tişörtlü üniversiteli…
Bak hâlâ okuduklarını düşünüyorsun, yakacan hepimizi!”
” Emrah Serbes’in literatüre geçmiş bir cümlesi var: “İyiler ilk bakışta tanınmaz.”
Galiba, aşk hariç, ilk bakış hiçbir işte yeterli olamıyor. ”
Bana kalırsa insanoğlu, bunca zamandır algıları ve kavrayışları kabullenebileceğimizin fersah fersah ötesinde olan yaratıklar tarafından gözlenmekte; şu kof kibritimiz engellenmeseydi de bunu anlamayı becerebilseydik, dehşete düşerdik, rezil olurduk.
Onlarla birlikte, aptalca hatalar yapan, kör, nasır tutmuş, gaddar katiller ve işkenceciler olarak yaşayıp geldik. Onlarsa bizi seyretti, bizi...
“ Çıkacak buz kütlesi bulamadığı için 650 kilometre yüzmeye mecbur kalan kutup ayısının mücadelesine ben de inanıyorum. Böyle bir varolma inadı romantik bir şey olarak kabul edilseydi de inanırdım. Meselelere duygusal bakmaya hiçbir zaman itirazım olmadı. Bugüne kadar aklımın yanılttığı kadar da yanıltmadı…”
1940’ta yayınlanan ilk çizgi roman macerasında Süpermen, Dünya’yı ölümcül elektromanyetik ışınlarıyla yok etmeye çalışan Tesla adlı bir bilim adamına karşı savaşır. Uzaydan gelen bir kahraman, dünya barışını tehdit eden bir manyağa engel oluyor! Ne tesadüf ama, değil mi?
February 2011
5 posts
”Paranın getirdiği yalnızlık, kimsenin ilgilenmediği suskunluklar ya da gülümsemeler arkasına gizlenmiş bulantı hissi. Ailemin yanından ayrılmam kaçınılmazdı. Gözlerim kızarmış garaj merdivenlerinden çıkarken şöyle derdim:”Sanırım nezle oluyorum, ya da toza alerjim var.” Annem de her seferinde elinde bir bardak çayla odama girerdi. Bana inanmış gibi yapmaları hepimizin işine geldi.
Her şeyi...
Dedem seksen yedi yaşında öldü. Tahmin edilemeyen sarsıcı olaylar, genelde son ana kadar sakladığı gerçekler. Ve bu gerçeklerden biri, ölümünden sadece iki ay önce söylediği akciğer kanseriydi.
Ölümü, son ana kadar nerede saklayacağını iyi biliyordu.
Herhangi bir üşengeçlik bağlamında değil bu ağrılar. Gece yorgan üstümden düşmüş, cam kenarında uyuduğum için de soğuğu yemişim. Bir kahraman ağrılarını belli etmez biliyorum ama ağrıyor işte ve her süper gizli kahramanın annesine ihtiyacı vardır. Oram buram tutularak kalkıyorum ayağa.Sabah mutfaktan gürültüler geliyor, annem başrolunu oynadığı bir filmde tekrar ” Kahvaltı Savaşları-Episode...
… Onunla ilgili düşüncelerimde bütünü bozmamaya gayret ettim; çünkü bu bir nevi ” düşmanını sev ” anlamına geliyordu benim için. Ama şimdi ise ben, O’nu kendimden ayırmış gibi hissediyorum …
Tüm yaşamım boyunca biriktirdiğim kitaplara, anladım ki boşu boşuna bakmışım.Nice yıllarım anlamsızca yitip gitmiş! Bir zamanlar taparcasına sevdiğim eserler, okurlarıyla aynı güvensizlik ve korku içerisinde kaleme alınmış olup, saçmalığın ve sığ düşüncelerin başyapıtlığı olarak gözümden düştüler. Çünkü hiçbir sayfada O’nun sözlerinde hissettiğim etkinin en uzak bir ifadesine bile...
January 2011
3 posts
Rüyanın bir kısmı bu anlatacaklarım ;
…
Takım elbiseli bir adamın arkadasındaydım. Ve ona sormuştum :
- Neden yıktın o apartmanı ?
- Bazı şeyleri ayırt etmelisin.Onlar hiçbir düşün parçası değil.Boş ve yıkıcı olan her şeyde yok olmaya başlamışlardı.Nefes aldıklarını farkında bile değillerdi.
Gördüğüm kadarıyla kendine apayrı bir yol açıyordu.
Uzaktan bir el hareketiyle...
Küçükken televizyon izliyorum. Belgesel kanallarından biri, evrim teorisinden bahsediyorlar. Babamın maymun olduğunu söylüyor televizyonda ki adam. Anneme koşuyorum anlatıyorum olanları. Soğan doğruyor, bana bakıp ağlıyor. Doğru olduğuna inanamıyorum hemen koşup babama telefon açıyorum .Aklımı başıma toplayıp, sızlanmayı ve üzülmeyi bi kenara bırakıyorum. Babama onun oğlu olmadığımı söyleyip...
” Hayal ettiğim Tanrı, üst komşumuz Hasan Amca’ya fena halde benziyordu.Sanırım bunun nedeni, babam bana yüce yaradandan söz ederken, onun yukarıda yaşadığını anlatmıştı.Benim için yukarıda yaşayan kişi Hasan Amca’ydı.
Neden Sevim Teyze değil de Hasan Amca ? ”
December 2010
4 posts
veokadar:
randy: - Bir hayvan olmak isteseydin, hangisi olurdun? earl: - Köpek sanırım.Ben kanepede yaşamayı seven biriyim.Ve çoğu insan köpeklerinin kanepede oturmasına izin verir. randy: - Peki ya kedi? İnsanlar, kedilerin de kanepeye çıkmasına izin verir. earl: - Kediye alerjim var. Kedi olup da bütün gün hapşırmak istemezdim. Peki ya sen hangi hayvan olmak isterdin? randy: - Maymun falan...
Yüzümü yıkayıp mutfağa gidip bar masasındaki tabureye oturdum.Kahvaltı hazırlarken konuşmayı severdi.
Bunlar konuşmanın son kısmından bir alıntı sadece :
”…düşüneceğim çok şey var Didem.Ve bir kenara bırakamıyorum düşüneceğim şeyleri,hepsini düşünmeliyim, her yönden düşünmeliyim, sonuçlarını düşünmeliyim, nasıl gelişeceklerini düşünmeliyim,ne yapacağımı düşünmeliyim, olacakları...
November 2010
2 posts
İlk başta herşey farklı oluyor.
Sonradan ne değişiyor , bilmiyorum.
Onunla şimdilerde aramız ,
Bazen elimizi sıkmak için içeriye giren ve hemen hiçbirşey demeden kaybolan firari arkadaşlar gibi.
Yalnız bir geçip gidiyor yanımdan.
October 2010
1 post
Bir tek ben bilmiyormuşum.
September 2010
1 post
April 2010
1 post
March 2010
2 posts
Kendimce karar verip, kimseye haber vermemiştim.Kimseye söyleyemezdim , çünkü söylersem kulaktan kulağa yayılırdı tüm sözcükler. Sonra ağzılarda ciklet gibi şişirilip patlatılırdı.Mahallenin oralarından buralarından toplardım. Söylemedim.
February 2010
1 post
January 2010
1 post
Uyan Evlat
Hava karanlıkken uyandırıldığınızda , neden o saatte kalkmak zorunda olduğunuzu anlamazsınız bile.
Ve babanız :
- Varacağımız şehrin kapıları kapanmadan yetişmeliyiz evlat, kalk!